Toplulukların problemlerine çözüm ara.
Küreselleşme, Batılılaşma ve Amerikanlaşma kavramlarının birbirinden ayrışan dinamikleri ile bu süreçlerin toplumların özgün "asabiyet" yapısı üzerindeki dönüştürücü etkileri; küresel tektipleşmenin yerel kültür hafızasını aşındırması bağlamında sorgulanır. Kültürel bir kimlik kaybının toplumu yön duygusundan mahrum bir "mecnun" haline getirebileceği tezi üzerinden; teknoloji devlerinin algoritmik dayatmaları ile devletlerin kendi kültürel egemenlikleri arasındaki güç mücadelesi irdelenir. "Hız ve haz" kültürünün saygı, sabır ve vefa gibi kadim kavramları tasfiye etmesi; genç nesillerin kültürel kodlarını aile ve toplum yerine küresel dijital platformlardan edinmesinin toplumsal süreklilik üzerindeki yapısal etkileri analiz edilir. Türkiye özelinde bu süreçlerin sekülerleşme ile ilişkisi ve geleneksel değerlerin "gericilik" olarak etiketlenerek marjinalleştirilmesi; toplumların kendi dinamiklerini koruma kapasiteleri ile küresel dayatmalar arasındaki gerilim ekseninde kapsamlı bir şekilde tartışılır.
İnsani krizlerin ve savaş ortamlarının bir toplumun kolektif bilinci ve varlığı üzerindeki dönüştürücü etkileri; savaş toplumu, soykırıma maruz kalmış toplum ve görece huzurlu toplumlar arasındaki sosyolojik kırılmalar ekseninde sorgulanır. Özellikle savaşın veya soykırımın bir bölgedeki varlığının, dış dünya ve uluslararası kamuoyu nezdinde uyandırdığı tepki farkları; yaşanan bu ağır travmaların kadın, erkek ve çocuk rollerini yeniden tanımlama biçimi ile toplumsal yapıdaki kalıcı değişimler irdelenir. Mağduriyetin nesiller arası aktarımı, ağır travmaların torunların kimlik inşasında oynadığı rol ve bu süreçlerin toplumun birlik duygusu üzerindeki etkisi; tarihsel örnekler ve güncel krizler bağlamında analiz edilir. Son olarak, toplumu bir arada tutan temel değerlerin ve "asabiyet" kavramının, varoluşsal tehditlere karşı bir savunma mekanizması olarak nasıl işlev gördüğü ve bu değerlerin kriz anlarında nasıl dönüştüğü kapsamlı bir şekilde tartışılır.
Türkiye’de laiklik ve şeriat kavramlarının tarihsel, hukuki ve toplumsal bağlamlarından koparılarak birbirine zıt iki uç kutup gibi konumlandırılması; bu kavramların bir kesim tarafından "adalet ve inanç temelli bir nizam", diğer kesim tarafından ise "baskıcı bir rejim" olarak algılanmasındaki derin makas ekseninde sorgulanır. Laikliğin hem din ve vicdan özgürlüğünün bir teminatı olarak görülmesi hem de dindarlığa yönelik bir kısıtlama aracı olarak algılanması süreci; başörtüsü ve kılık kıyafet gibi sembollerin birer ideolojik çatışma cephesi haline gelmesinin toplumsal sonuçları üzerinden irdelenir. Siyasi dilde ve dijital dünyada üretilen "yobaz", "gerici" veya "din düşmanı" gibi ötekileştirici yaftaların, toplumsal hoşgörüyü nasıl aşındırdığı ve kutuplaşmayı derinleştirdiği analiz edilir. Son olarak, genç nesillerin bu kavramlarla kurduğu sorunlu ilişki, kavramların akademik gerçekliğinden uzaklaştırılmasının yarattığı bilgi kirliliği ve bu süreçlerin ortak bir gelecek vizyonu kurmanın önündeki engeller konuşulur. Laikliği ve şeriatı doğru ve dengeli bir zeminde tartışabilecek toplumsal bir dilin nasıl inşa edilebileceği tartışılır.
Türkiye’de toplumsal dokuyu ayakta tutan değerler; "asabiyet" kavramının tarihsel ve sosyolojik çerçevesi üzerinden sorgulanır. Siyasi partiler, futbol taraftarlığı ve mahalle kültürü gibi modern aidiyetlerin asabiyet üzerindeki dönüştürücü etkileri; geleneksel mukaddesat algısının, dini bayramların ve taziye kültürünün toplumun ortak refleks geliştirmesindeki payı ile birlikte irdelenir. Milli kimlik ve tarih bilincinin birleştirici gücü ile aile yapısının temel bir sosyal taşıyıcı olarak önemi; Türkiye ve Batı toplumları arasındaki yapısal farklar bağlamında analiz edilir. Öte yandan, kayırmacılık olgusunun asabiyet kavramıyla ilişkisi, toplumsal birlikteliği bozucu etkileri ve hukuk önünde eşitlik gibi rasyonel kuralların, duygusal ve kültürel bağların zayıfladığı bir dünyada toplumu bir arada tutmaya yetip yetmeyeceği; huzur ve kriz zamanlarındaki toplumsal tepki farkları temelinde kapsamlı bir şekilde tartışılır.
PDF · Sosyoloji Komitesi · 2026